DOLAR 18,6452 0.01%
EURO 19,6449 0.07%
ALTIN 1.076,83-0,31
BITCOIN 3186710,68%
İstanbul
10°

PARÇALI BULUTLU

06:31

İMSAK'A KALAN SÜRE

Akın Rota: Türkiye ekonomisinin barometresi

Akın Rota: Türkiye ekonomisinin barometresi

ABONE OL
25 Kasım 2022 01:08
Akın Rota: Türkiye ekonomisinin barometresi
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkiye’de ekonomik gidişat ile ilgili kullanılan ölçü döviz kurlarıdır. Döviz kuru artışı enflasyonun altındaysa ekonomide sorun görülmez, üstündeyse işler iyi gitmiyor diye düşünülür. Bu bakış açısı TL kazanıp US dolar harcayan biri için geçerlidir ve ekonomimiz de işte tam da bu durumdadır: Sürekli cari açık verip döviz borçlanan bir ülkenin fertleri tabii ki dövizin artmamasına dua edip durur.

Döviz kurlarının enflasyona göre gelişimini en iyi yansıtan ve tek bir grafikte Türkiye ekonomisinin geçmişini ve mevcut durumunu görebileceğimiz, ekonominin barometresi olacak en önemli ölçü TCMB’nin yayınladığı Reel Efektif Döviz Kuru endeksidir. Türk Lirasının ticari ilişkide bulunduğumuz diğer ülke paralarına göre enflasyon farklarından arındırılmış değerini izlemek için güzel bir veridir. Bu endeksin 1994 yılından itibaren gelişimini aşağıdaki grafikte görebilirsiniz.

Kaynak: TCMB

Reel kurun artması, yani barometrenin yükselmesi, yabancıların Türk varlıklarına olan talebiyle yani portföy yatırımları ve doğrudan yatırımlarla tetiklenir. Türk Lirası reel olarak değer kaybına uğradığında ise ya bu yatırımların azaldığını ya da ülkeden çıkmaya başladığını görürüz Bir ülkenin yerel parasının değerini belirleyen unsurların başında o ülkeye giren veya çıkan net yabancı para miktarı gelir. Türkiye özelinde ele alırsak başlıca çıkışlar (kullanımlar) cari açık ve bireylerin döviz alımları, başlıca girişler ise (kaynaklar) portföy yatırımları ve doğrudan yatırımlar ve dış borçtur. Ülkeyi şirket gibi düşünürsek cari açık gider hesabıyken, dış borç ve bireylerin tasarrufu ise bilanço kalemidir. Portföy ve doğrudan yatırımlar her ne kadar bir gelir veya gider kalemi gibi olmasa da çıkışının ve vadesinin belirsizliği nedeniyle borç olarak görülmesi de zordu.

Şimdi gelelim barometremizi okumaya:

  • 1994 yılındaki kriz barometremizde sert bir düşüş olarak kendini gösteriyor ve 1994=100 olan TL’nin değeri o tarihten itibaren hızla değer kaybetmeye başladıktan sonra 75 seviyelerine kadar iniyor. 1999’de IMF’in kur çıpası desteği ile değerleniyor tekrar 100 değerinin üstüne çıkıyor.
  • 2001 krizinin nedeni zaten bir kur krizi olduğundan barometrenin düşmesi de doğal. Barometre tekrar 75 seviyelerine kadar iniyor.
  • IMF destekli ve Kemal Derviş ile özdeşleşen ekonomik tedbirler sonunda “güçlü ekonomiye geçiş” programı uygulanmaya başlanıyor. BDDK, ihale kanunu vb. gibi özellikle yabancı yatırımcıların itibar ettiği düzenlemeler yapılıyor. Milli gelir hızla artmaya başlıyor, 2002 seçimlerine barometre 92 seviyelerindeyken giriliyor.

Aşağıdaki Reel Kur, Enflasyon ve GSYİH değişim oranlarını birlikte gösteren grafikte bunu izlemek mümkün:

Kaynak: TCMB, TUİK

GSYİH serisinin dolar cinsi değil reel TL değişimlerinin gösterdiğini ekleyelim. İkisi yerli yapım (2001 ve 2018) biri küresel (2008) 3 önemli ekonomik krizdeki aşırı oynaklık dışında GSYİH gelişmelerinin reel kur ile bayağı ilişkili olduğu görülüyor.

Fed’in muz ortasına röveşata

  • Akp’nin ilk iktidar yıllarında olumlu uluslararası konjonktürün de etkisiyle TL’nin coştuğunu, 2013 yılına kadar endeksin ortalama 110 seviyelerinde seyrettiğini görüyoruz. Bu dönemde biri uluslararası diğeri Türkiye’ye özel iki önemli gelişme var.
    1. ABD Fed’in dot.com krizi sonucunda “Greenspan put” diye nitelenen parasal genişlemesi bütün dünyaya bol ve ucuz döviz olarak yayılıyor. Tüm gelişmekte olan ülkelere para akmaya başlıyor.
    2. AB üyelik perspektifi, liberalleşme, demokratikleşme adımları vb. finans dünyasının pek sevdiği tabir ile bir Türkiye öyküsü yaratıyor.

Bunların sonucunda yabancılar Türk varlıklarına (hisse, tahvil, şirket alımları, konut) yatırım yapmak için koşuyorlar, Türkiye’ye kredi vermek için sıraya giriyorlar. İster varlık satışı olarak ister borçlanmayla ülkeye döviz yağıyor. Bu dönemdeki meşhur söylemin “finanse ettiğin müddetçe cari açık sorun değildir” olduğunu hatırlayalım. Döviz fazlası olunca TL değer kazanıyor, TL değer kazanınca yabancı mal/hizmetler ucuz kalıyor. Etraf BMW, Mercedes ile doluyor. İthal tarım ürünleri daha ucuz olduğundan artık Türk çiftçilerinin üretmesine gerek kalmıyor. Tabii ucuz ithal ürün gelmeye başlayınca fiyat artışları da sınırlı kalıyor, enflasyon kontrol altında gözüküyor. Enflasyon ile her hangi bir mücadele yapılmamasına rağmen yurtdışından “dezenflasyon” ithal edildiğinden fiyat artışları sınırlı kalıyor. Zamanın bakanları herhangi bir ürünün fiyatı artmaya başladığında hemen Arjantin’den et, İspanya’dan zeytinyağı, Almanya’dan otomobil vb. getirterek piyasaları regüle edebiliyorlar.

Aşağıdaki grafik Reel kur endeksi ile enflasyonun seyrini göstermekte. Noktalı çizgiler ise bu serilerin trendini göstermesi açısından yararlı olduğunu düşünüyorum.

Kaynak: TCMB, TUİK

  • Ancak bazı dikkatli okuyucular İlk grafikteki siyah çizginin 2006 yılından itibaren mavi çizginin altında seyretmeye başladığını fark etmişlerdir. Siyah çizginin “Gelişmekte Olan Ülkeler Bazlı Reel Efektif Döviz Kuru”, Yeşil çizginin “TÜFE Gelişmiş Ülkeler Bazlı Reel Efektif Döviz Kuru”, mavi çizginin ise genel ortalama olan “TÜFE Bazlı Reel Efektif Döviz Kuru” olduğunu belirtelim. TL gelişmiş ülkelerin paralarına karşı değer kazanırken kendine benzer gelişmekte olan ülkelere göre daha az ayrışmaya başlıyor. Buradan çıkan sonuç tüm gelişmekte olan ülkelerin de paraları değer kazanmaya başlıyor ve Türkiye’nin öyküsü bitmese bile dinmeye başlıyor.
  • 2008 krizi barometrede kısa bir düşüş olarak, tabiri caizse teğet geçerek, kendini gösterse de ABD Merkez Bankasının başlattığı aşırı parasal genişleme neticesinde taşan ve yüksek getiri peşinde koşan paralar, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu, tüm gelişmekte olan ülkelere yağmaya başlıyor ve bu ülkelerin paraları gittikçe değerlenmeye başlıyor. Bu dönemde Türkiye’nin milli gelir artışı ortalama yıllık % 8 olarak görülüyor. Yine de siyah çizgi 2003-2008 arasındaki ortalama 105 seviyesinden 95 seviyelerine düşmüş durumda. Para gelişmekte olan ülkelere akarken Türkiye’nin kovasına nispeten daha az akıyor.

Büyük ıskalama

  • Asıl büyük kırılma ise 2013 yılının Mayıs’ında yaşanmaya başlıyor. ABD merkez bankasının “tapering”i bu dönemde başlıyor; şimdiye kadar piyasaları paraya boğan ABD Federal Reserve artık parasal genişlemenin devam etmeyeceğini açıklıyordu, kolay para dönemi bitiyordu, Fed doları anavatanına geri çağırıyordu. Bence Türkiye’nin ekonomi yönetimi bu tapering’in olası etkilerini iyi anlamadı. Anlamayınca da bırakın uyum sağlamak için önlem almayı, alışılan düzenin devamını sağlamak için çaresiz bir mücadeleye girişti. Dezenflasyon ithali, prestijli alt ve üst yapı yatırımları, vb. hepsi bol ve ucuz döviz ile sağlanan olanaklarla sağlanmış idi. Ekonomik sorunlarının sebebi olarak Gezi olaylarının gösterilmesi de inkar ve direncin uyuma galip gelmesiydi.
  • 2013 Mayısında 112 olan endeks Brunson krizi patlamadan önce 2018 Temmuz’unda zaten 77’ye gelmişti. Yaklaşık 5 yıllık bir sürede yılda reel olarak %5 değer kaybederek, toplam kayıp %30’lara gelmişti. Trump’ın “ekonominizi mahvederim” çıkışı bu verilere dayanıyordu, aslında onun bir şey yapmasına gerek yoktu, Türkiye zaten o yola girmişti. Tabii değersiz bir yerel para kendi başına bir sorun değildir, buna göre bir strateji geliştirilebilir, örneğin ihracata yönelik ekonomi ve büyüme politikaları güdülebilir. Ama bunun farkında olmak gerekir. Hatırlamak gerekirse ancak 2020 yılının ortalarına doğru rekabetçi kur söylemi bir ekonomi politikası olarak dile getirilmeye başlanıyordu, o zaman endeks zaten 60’a düşmüştü. Bu dile getirildiğinde Türkiye rekabetçi kur uygulamasında 7. Senesini dolduruyordu bile.
  • 2013’ten sonra Türk Lirası diğer gelişmekte olan ülkelere karşıda aynı hızda değer kaybediyordu. Yani sorun bir gelişmekte olan ülke sorunu değildi, öyle olsaydı değer kaybı olmaz veya gelişmiş ülkelere göre daha az olurdu. Demek diğer gelişmekte olan ülkeler döviz olaylarını daha doğru okumayı başarmışlardı.

Türkiye’de dolar darphanesi

Dövizin ekonomide bu kadar önemli rol oynadığı ülkelerde ekonomi yönetimi de vatandaşlarının duasının yanı sıra eylemde bulunmak zorundaydı. 2021 sonundaki KKM uygulamasını bu bağlamda görmek lazım. Sonunda dövizin gelmediği görülünce Hazine’de KKM ile bir nevi dolar basma yoluna gitti

Grafiklerimizde 2021 2. Çeyrekten sonra reel kur düşerken enflasyonda aşırı bir sıçrayış, öte yandan GSYİH’de büyüme gözüküyor. Burada barometremiz yanılmış olabilir mi? Yoksa dövizsiz büyümenin enflasyonla mı sonuçlandığı? Bunların tartışmasını da başka bir yazıya bırakalım.

Sonuç olarak Türkiye ekonomisinin yönetmek kolaydır; reel döviz kurunu kontrol altında tutmak yeterlidir. Öte yandan Türkiye ekonomisini yönetmek zordur; döviz nasıl ve nereden gelecek?

Akın Rota

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP